TNT Ekspres Türkiye ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Zeytinburnu Şubesi işbirliği ile bu yıl 7.’si gerçekleştirilen “İşte Benim Öyküm” yarışması sonuçlandı.Image

 Türkiye’nin dört bir yanından ilköğretim öğrencileri “İşte Benim Öyküm”de kendi öykülerini anlattı.

“İşte Benim Öyküm 2013” Öykü Yarışmasında Kazanan Öyküler

7/10 Yaş Grubu Birincisi Öğrenci Adı Soyadı : M.İslam Demirel Okul Adı : Faik Hızıroğlu İlkokulu – 4/A Merkez mah. Gazel cad. No: 55 Pursaklar/ANKARA Yaşı : 10 Okuduğu /Etkilendiği Kitap ve Yazarının Adı:Vicdan Azabı- Yalnız Efe / Ömer Seyfettin

Gece boyunca tahtadan sapan yapmaya uğraşan Ali sabah olmasını ve sapanını arkadaşlarına bir an önce göstermek için sabırsızlıkla bekliyordu. Kendi yaptığı oyuncağının sevinciyle tatlı bir uykuya dalan Ali sabah erkenden uyanıp kahvaltısını yaptıktan sonra arkadaşlarıyla oynamak için annesinden izin aldı. Arkadaşlarının yanına giden Ali büyük bir heyecanla kendi yaptığı sapanı arkadaşlarına gösterdi. Ali arkadaşlarına bununla elma ağacındaki elmaları düşürelim dedi. Ama arkadaşları elma yerine kuşları vuralım dediler. Ali kuşlarında bizler gibi birer canlı olduğunu söyleyerek bu teklifi kabul etmedi. Ve elmaları vurmak üzere sırayla oynamaya başladılar. İlk sırada olan Ali büyük bir sevinçle ağaçtan düşürdüğü elmayı almaya gitti. Ali sapanı sıradaki arkadaşına verdi ve atış yapmasını istedi. Ama Ali’nin arkadaşı elmayı vurmak yerine yere konan küçük serçeyi vurmayı tercih etti. Çocuklar hep birlikte çırpınan kuşun yanına gittiler. Yaralı kuşu gören Ali arkadaşına bunu neden yaptığını sordu. Arkadaşı Ali’ye sapanın elma vurmak için değil kuş vurmak için olduğunu ve onun için kuş vurduğunu söyledi. Böyle yapacağını bilseydim kesinlikle bu sapanı yapmazdım diyerek sebep olduğu bu olaydan dolayı cok üzüldü ve pişman oldu. Ali yaralı kuşu alarak evin yolunu tuttu ve olanları annesine bir bir anlattı ve annesinden kuşu iyileştirmesini istedi. Annesi kuşun kırılan kanadını bağladıktan sonra kuşun iyileşmesini beklemesi gerektiğini söyledi. Ali yaralı kuşa çok iyi bakıyordu. Sık sık ona yem verip onunla konuşuyordu. Ali uzun süre baktığın kuşun iyileştiğini görünce çok sevindi ve koşarak gidip annesine söyledi. Ali’nin annesi artık kuştan ayırlmanın zamanı geldiğini söyleyerek kuşu artık serbest bırakması gerektiğini söyledi. Ali bu duruma çok üzüldü çünkü küçük serçeden ayrılmak istemiyordu ama diğer taraftanda kuşun iyileşip ailesine kavuşmasınada seviniyordu. Kuşu alarak bahçeye çıkan Ali avuçunda tuttuğu kuşu öptükten sonra yaptıklarından dolayı özür diliyerek onu gök yüzünün maviliklerine bıraktı. Ve bir kendi kendine birdaha sapanla oynamayacağına ve hiçbir canlıya zarar vermeyeceğini söyleyerek kendine söz verdi.

7/10 Yaş Grubu İkincisi Öğrenci Adı Soyadı : Görkem Çoşkuntuna Okul Adı : Faik Hızıroğlu İlkokulu- 3/B Mimar sinan mahallesi gazel caddesi No: 55 Pursaklar/ANKARA Yaşı : 9 Okuduğu /Etkilendiği Kitap ve Yazarının Adı: Selim’in Büyük Hatası – Nasrettin Hoca/Anonim

Okullar açılalı bir hafta olmuştu. Öğrencilerin çoğu tenefüsdeydi. Sadık, sınıfta siyah renkli çok güzel bir silgi buldu.

– Arkadaşlar bu silgi kimin?

Yerde buldum

Pınar:

– Benim değil dedi

Cemil:

-Benim de değil dedi. Benimki çantamda.

– Sende dursun. Ders zili çaldığında arkadaşlara sorarsın dedi Pınar. Sadık, silgiyi masanın üstüne koyup dışarı çıktı. Biraz sonra ders zili çaldı. Selim sınıfa girdi. Sadık’ın sırasından geçerken silgiyi gördü. Hemen onu kapıp Sadık’a:

– Bu benim silgim. Niye bunu sen aldın? Yoksa sıramdan mı çaldın? Diye bağırdı. – Hayır, ben onu yerde buldum. Kimin diye soracaktım. – Yalan söylüyorsun! Sen benim silgimi çaldın! Sen hırsızsın! Onun bu şekilde konuşmasına Sadık şaşırmıştı. Bir yanıt veremedi. Selim’in bağırmasını duyan Pınar olaya müdahale etti. – Sadık doğru söylüyor. Silgiyi yerde buldu. Ben şahidim. Selim dönüp ona da bağırdı. – Sen de hırsızsın ortağın o zaman. Birlikte çaldınız benim silgimi. Bu sefer söze Cemil karıştı. – Ben de gördüm, Sadık silgiyi yerde buldu.”Bu kimin”diye bize sordu. Ama Selim bir türlü laf anlamıyondu. Sınıfa dönerek bağırdı. – Arkadaşlar gördünüz mü hırsızın bin ortağı daha çıktı! Bunlar çete, ortaklaşa çalışıyorlar! Bu söz Sadık’ın çok zoruna gitmişti. – Bize hırsız diyemezsin, dedi. Biz hırsız değiliz! Sen yalancısın. Ama Selim bağırmasına devam ediyordu. – Hırsızsınız işte, üçünüzde hırsızsınız! Çalmasaydın benim silgim senin sırandan çıkmazdı! O sırada çocuklardan biri: – Öğretmen geliyor ! diye bağırdı O zaman Selim susup yerine oturdu. Selim’in bu tavrına bütün sınıfın canı sıkılmıştı. Onlar, işin doğrusunun Sadık’ın anlattığı gibi olduğunu anlamışlardı.

Akşam , Selim eve dönünce, yemekten sonra ödevlerini yaptı ve oyuncak köpeğini de yanına alarak uykuya daldı. Rüyasında oyuncak köpeğiyle oynamak istedi. Dolaptan çıkardı.
– Haydi biraz oynayalım, Köpekçik dedi. Ama kopek Selim’e hiç ummadığı bir cevap verdi. – Ben seninle oynamıyorum. Ben, bugün okulda çok yanlış bir şey yaptın. Hırsız diyerek arkadaşlarına iftira attın. Onun bu sözlerine Selim şaşırmıştı. -Ama sen bütün bunları nereden biliyorsun? Sen orda yoktun ki ! – Biz oyuncaklar, her şeyi biliriz. Sen hatalısın. Arkadaşlarından özür dilemezsen ben de seninle oynamam. Selim’in inadı tutmuştu bir kere. Özür dilemeye hiç niyeti yoktu. – Ben özür dilemem! Oynamazsan oynama, ben de oyuncak arabamla oynarım. Selim hemen oyuncak arabasını kutusundan çıkardı. Çalıştırıp oynamak istedi. Ama oyuncak araba çalışmadı. Selim uğraştı, bir türlü onu çalıştıramadı. Sağına, soluna dört bir yanına baktı. Araba sağlamdı. Bir kırığı yoktu. Arabam sağlam, acaba niye çalışmıyor ? diye söylendi. – Boşuna uğraşma dedi oyuncak araba . Ben seninle oynamak istemiyorum. Sen arkadaşlarına iftira attın. Onlardan özür dilemezsen ben de seninle oynamam. Onunda bu sözlerine Selim sinirlendi. Öfkeyle : -Sen bana ne karışıyorsun! Niçin özür dileyecekmişim? Onlar hırsız! Benim silgimi çaldılar! diye bağırdı. Oyuncak araba, yumuşak bir sesle cevap verdı. – Niye öfkeleniyorsun Selimciğim? Sakin sakin konuşalım seninle. Hiç kimse hırsızlık yapmadı. Ben sahibimin doğruları söylemesini istiyorum. Ama, Selim bir türlü anlamak istemiyordu. – İşte bak, sen de söyledin. Ben sahibinim ben ne dersen o olur. Sen benim işime karışma! Haydi gel, şimdi oynayalım. – Hayır dedi, oyuncak araba. Sen bir türlü anlamak istemiyorsun. Özür dilemezsen ben seninle oynamam. Selim yine kızdı: – Oynamazsan oynama! Ben sana kalmadım. Selim, bunu dedikten sonra gitti topunu aldı. – Hadi, seninle biraz oynayalım. – Olmaz, deki top. Ben de arkadaşlarım gibi düşünüyorum. Sen arkadaşlarından özür dileyinceye kadar, biz seninle oyun oynamayacağız. – Öyle mi! Dedi Selim. Siz, beni iyice kızdırdınız artık! Siz aranızda anlaşmışsınız! – Evet, anlaştık. Sen hatanı anlayıp da özür dilemezsen, seninle oyun oynamayacağız. – Ben de oynamak istiyorum, dedi Selim öfkeli bir sesle. Bakalım kimin dediği olacak.

Sen bana nasıl engel olacaksın? Selim, böyle diyerek topunu alıp bahçeye çıktı. Zıplaması için topu yere kuvvetli bir şekilde vurdu. Ama top zıplamadı. Selim bir daha yere vurdu. Ama top yine zıplamadı. Selim çık şaşırmış, çok da öfkelenmişti. O hırsla topu aldı, bütün gücüyle karşı duvara fırlattı. -Şimdi de zıplama görelim bakalım! Top düştüğü yerde kaldı. Yine zıplamadı. Selim bir kaç defa aynı hareketi yaptı. Ama hiç birinde top zıplayapı geri dönmedi. Her seferinde olduğu yerde kaldı. Bunun üzerine Selim, gidip bahcenin bir köşesine oturdu. Daha sonra kanter içinde sıçrayıp uyandı. Elini başının arasına alıp düşünmeye başladı. İlk önce çok öfkeliydi. Ama giderek öfkesi yatışmaya, sakinleşmeye başladı. Şimdi daha sağlıklı düşünüyordu. Galiba oyuncakları haklıydı. Kendisi yanlış davranmıştı. Ayağa kalktı. Biraz daha düşündü. Sonru kararını verdi. Yarın sabah okula gidince kalplerini kırdığı bütün arkadaşlarında özür dileyecekti. Bu karar onu rahatlatmıştı. Dışarı çıktı. Duvarın dibindeki topunu yumuşak bir hareketle aldı. Sonra içeri girdi. Oyuncaklarını sevgiyle okşayarak kutularına yerleştirdi. Oyuncaklar, artık Selim’in ertesi gün okulda arkadaşlarında özür dileyeceğini çok iyi biliyordu. Bu ona çok iyi bir ders oldu. Dinlemeyi bilmediğini, iftira atmanın ne kadar kütü bir şey olduğunu, kendime de yatışmadığını gördüm.

7/10 Yaş Grubu Üçüncüsü Öğrenci Adı Soyadı : Ömer Can Elitok Okul Adı : Faik Hızıroğlu İlkokulu – 4/B Mimar sinan mah. Gazel cad. No:55 Pursaklar/ ANKARA Yaşı : 10 Okuduğu /Etkilendiği Kitap ve Yazarının Adı:İpek ve Maceraları – Kır Gezisi / Gülten Dayıoğlu

İpek her gece yaptığı gibi erkenden pijamalarını giyip yatağına girdi. Çok heyecanlıydı çünkü sabah annesi ile çıkıp yep yeni hikaye almışlardı. Çabucak en heyecanlısından başlamak istedi ve aralarından Hansel ve Greteli seçti ve hemen okumaya başladı.

Bir varmış bir yokmuş küçük bir köyde küçük kulübe varmış. Burada yaşlı bi oduncu ve çocukları yaşarmış. Çok fakir bir aileymiş.Çocukların anneleri onlar daha çok küçükken ölmüş ve üvey anneleri pek iyi biri değilmiş.İpek hemen kendini hikayenin içinde yerini almıştı, ve üvey annelerinin çocuklara yaptıklarını izliyordu ve mırıldandı.
İpek:Yazık değilmi onlara daha çok küçükler, utanmalısın yaptıklarından dedi ama onu duyan kimse yoktu ve sessizce bi köşeye geçti biraz sonra babaları gelmişti. Üvey anne hemen babalarının aklına girmeye başlamıştı. Üvey anne : Zaten evde yiyicek açlıkdan öleceğiz ya bu çocuklardan kurtulmalıyız yada hep birlikde öleceğiz, zavallı adamında elinden hiç birşey gelmiyordu eşi haklıydı açlıkdan ölmelerine az kalmıştı. Ama çocuklarına da kıyamıyordu üvey anne onları ormana bırakmaları gerektiğini söyledi adama İpek bunları duyunca çok şaşırmıştı hemen olanları Hansel ve Gretele anlatmaya gitti. İpek: Hadi kalk bak içerdekiler sizi ormana bırakmayı düşünüyor. Kalkda dinle diye Hanseli dürtmeye başladı ama kimse İpeği görmüyordu ve duymuyordu tam gretelin yanına gidecekti zaten onun ailesini dinlediğini gördü ne yapacaksınınz diye söylenmeye başladı.Gretel’de onanları Hansele anlatmış korku içinde hem ağlıyor hemde ne yapacaklarının konuşuyorlardı. Birden ikiside çıkıp taş toplamaya başladılar.

İpek önce bir anlam veremedi çocukların taş toplamasına ama öylece izlemekden başka birşey yapamıyordu. Taşların nedeni zaten sabah ortaya çıktı. Çocukların taşları geçtikleri yollara tek tek atıyorlardı. İpek düşündü. Vayy ne akıllıca bişey demek taşları yola atıp kolayca yollarını bulacaklar eğer bizimkilerde böyle bişey düşünürlerse bende eve gidince hemen taş toplamalıyım diye de geçirdi içinden ertesi gün ailesi çocukları ormana bırakıp gitmişlerdi ve babaları çok üzgün bi şekilde oturuyordu ne yapacağını bilmiyordu. İpek’de üzgün bir şekilde gerilip gerilip üvey anneye sert bir tekme atta ama kadın hissetmedi bile bu defa ısıracam belki o zaman hisseder diye kadına doğru giderken kapı çaldı çift şaşırmıştı kimdi acaba gece gece gelen kapıyı açtıklarında Hansel ve Gretel’i karşılarında görünce ne yapacaklarını şaşırdılar. Adam sevinçle çocuklarını kucaklarken üvey anne iyice sinirlenmişti nasıl geldiler diye mırıklandı ama Hansel ve Gretel ay ışığınnda yardımıyla taşları takip edip evi bulmuşlardı. Çocukları içeri yollayıp kocasına bağırdı kadın.

Üvey Anne: Olmaz biz boşamı attık onları yarın tekrar götüreceğini çocuklar bunuda duymuştu ama kapıları kilitli olduğundan dışarı çıkamadılar. Üvey anneleri taş toplamasınlar diye içeriye kilitlemişti evet dedi İpek: Hemen dışarı çıkıp taş toplamaya koyuldu ama almıyordu ufacık taşı bile kaldıramıyordu. Off ne sanssızlık ama diyerek Hansel ve Gretelin yanına geldi gördüki kardeşler bi yol daha bulmuşlardı akşam yemekleri için üvey annelerinin ekmeği yemeyip bu seferde onları atacaklardı.
İpek: Vayyy dedi ne akıllı çocuklar ve bi köşeye oturup düşündü acaba babamlarda benden bıkmışmıdır a doğru bir kaç gün önce bir bebek istemiştim’de babam almamıştı.İpeğe babası evde birsürü bebeği olduğunu böyle devam edersen evin yolunu bulamayız “demiş” tabi o zaman İpek kocaman adam evin yolunu unuturki diye düşünmüştüm demekki babamda arada böyle şayler düşünüyormuş. İpek eve gidince bütün oyuncaklarını babama vermeliyim geri iade etsinki beni bırakmayı düşünmesinler. Ama bu düşüncelere dalıp sabah olduğunun farkına bile varmamıştı. Üvey anne odaya dirdi. Hansel ve Gretel hadi kalkın ormana odun toplamaya diye kaldırdı çocuklar tuttular ormanın yolunu Hansel ve Gretel ceplerindeki ekmekleri bölüp yola atıyorlardı. İpek’de onları izleyerek peşlerinden gidiyordu ama arkasına dönüp bakıncak çok şaşırdı ekmekleri kuşlar topluyordu. Uyarmak için çocukların önüne geçti yine onları itti dürtü ama fayda etmedi kimse hissetmedi bile endiyle birşeyler yapmaya çalışıyordu bu arada havada iyice kararmıştı ki üvey anneleride çokdan ortadan kaybolmuştu. Çocuklar korku ve üzüntü ile evin yolunu tuttular ama ortada ne attıkları ekmekleri nede başka bişey vardı. İyice korktular ağlayarak evi aramaya başladılar ama iyice kaybolmuşlardı. İpekte çok korkuyordu ilk defa ailesinden ayrı hemde gece vakti bilmediği yerdeydi. Üç çocuk ne yapacağını bilmeden kocam ormanda tek kalmışlardı ve üçünde ağlamaya başladılar İpek gözlerini silip kafasını kaldırdı ve karşısında bişey gördü koşarak yanına gitti evet bu bir evdi hemde pespembe şeker gibi bir evdi. Hemen Hansel ve Gretelin yanına gidip çocuklar kurtulduk kurtulduk diye sarılmaya çalıştı olmadı tabiki neyse kurtuldukya önemli değil az sonra Hansel ve Gretel’de evi fark ettiler yanına iyice yaklaştıklarında gördükleri ev gerçekten şeker ve pastadan yapılmıştı iyice acıkan çocuklar biri camdan biri pencereden yemeye başladılar ama İpek üzülmüştü çünkü şekere hiç dayanamazdı ve onunda canı çekmişti. İç çekerek ayağının ucuyla vurdu direğe ama birden ayağı acıdı evet eve dokunabiliyordu. İpek zaman dedi yiyebilirim yani diye başladı bi tarafdan kemirmeye ama az sonra evden bir ses yükseldi. Bu evin sahibiydi ve çok tatlı bir nineydi kim bu benim evimi kemiren diye sordu çocuklar önce korkdu sonra nineye dönüp. Kusura bakmayın biz kaybolduk ve çok acıkdık bu yüzden yedik dediler. Ama nine kızmadı aksine çocukları eve alıp iyice karınlarını doyurdu. Hatta doydukları halde dahada yediriyordu. Ama İpek bu ninede bi gariplik olduğunu düşünüyordu, çünkü sürekli kahkaha atıp birşeyler mırıldanıyordu yavaşca ninenin yaklaştı ve mırıldandıklarını dinledi. Nine evet yiyin çocuklar çok çok yiyinki şişmanlayın çocuklar şişmanlayınki etiniz olsun böylece sizi afiyetle yiyebilirim dedi şarkı söylüyordu. İpek aman Allanım bu seferde nine nine cadı olamaz dedi. Hansel ve Gretel’in başı bu sefer daha kötü belada dedi ve Gretelin yanına koştu. İpek Gretel uyuma kalk hadi gidelim buradan bu cadı sizi yiyecek Gretel uyan diye salladı ama Gretel o kadar derin uyuyordu ki hissetmedi bile. Bu sırada cadı Hanseli çağırıp ocağı yakmasını söyledi çünkü iki kardeşte iyice kilo almışlardı ve tam yeme kıvamına gelmişlerdi cadı Hanseli çağırırken Gretelde uyanmıştı ne oldu dedi: Hansel yaşlı nine beni çağırıyor ocağı yakacakmışım sanırım kek pişirecek. Ama bilmiyordu ki çadı ocağı bahane edip Hanseli içine atıp pişirip yiyecekti. İpek ne yapmalım acaba diye düşünürken elindeki şekerden çubuğu fark etti evet şekeri tutabiliyorsa birşeyler yapabilirdi ve duvara çizikler atmaya başladı evet oluyordu yazı yazabiliyordu. Gretel önce korktu ama sonra İpeğin yazdıklarını okuyup panikle Hanselin yanına koştu Gretel dur dedi ben yakarım ocağı sen çekil dedi. Cadı hımm iyi zaten Gretel Hanselden daha kilolu onu önce yerim dedi. Gretel nine bu ocağa birşey olmuş açılmıyor dedi cadı şaşırıp ocağa doğru eğildi nasıl olur diye tam o sırada Gretel cadıyı iterek ocağa düşürdü ve oradan kaçtılar. O kadar hızlı koşuyorlardı ki yolun sonunda evlerine geldiklerini anladılar. Mutlu olmuşlardı ve kaçarken cadının bütün altınlarını almışlardı. Bu altınlar sayesinde hayatları boyunca mutlu ve rahat yaşamışlardı. İpek evet bu hikayeyide bitirdim ama sonunun iyi bitmesine sevindim ha bu arada bi ders çıkarttım tabiki diğer aileler çocuklarının karnını bile zor doyururken ben zaten bir sürü olduğu halde babamdan sürekli oyuncak istedim açgözlülük yaptım bidaha eskiyene kadar oyuncak istemiyeceğim ama pastadan yapılmış bi ev isterim çünkü bu akşam çok yoruldum nede olsa iki kişinin hayatını kurtardım bir ödülü olmalı dedi ve uykuya daldı…..

7/10 Yaş Grubu Dördüncüsü Öğrenci Adı Soyadı : İsmail Kıran Okul Adı : Karlı TOBB İlkokulu – 4/A Karlı Köyü Gerze / SİNOP Yaşı : 10 Okuduğu /Etkilendiği Kitap ve Yazarının Adı: Zürafa ile Cüce

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak bir diyardı güzel bir orman varmış. Bu ormanda tüm hayvanlar mutlu ve mebut yaşayıp giderlermi. Günün birinde cücenin biri yolunu şaşırıp bu güzel ormana gelmiş.

Hiç bilmediği bu ormanda garip garip dolaşırken çeşit çeşit meyvelerin olduğu bir yere gelmiş. Sevimli Cüce bu meyvelerin hepsini tatmak istemiş. Ne var ki, boyu kısa olduğu için meyveleri bir türlü koparamıyormuş. Kolları ve bacakları da haliyle kısacık olan Sevimli Cüce bir türlü ağaca da tırmanamıyormuş. Tam bu sırıda arkasında bir ayak sesi duymuş. Korku ile arkasına doğru dönünce bir de ne görsün! Kavak ağacı gibi upuzun garip bir hayvan…”Sen de kimsin?” diye sormuş. Uzun garip hayvan “Beni tanımıyor musun? Ben zürafa” demiş. Sevimli cüce koksa da zürafadan yardım istemeye karar vermiş. Fakat zürafa Sevimli Cüce’nin boyu ile alay etmek istemiş. Bunu anlayan sevimli cücü üzgüz bir şekilde oradan uzaklaşmış.

Bir sore daha ormanda dolaşan Sevimli Cüce, karnının doyuracak başka çareler aramaya başlamış. Dolaşırken zürafa ile tekrar karşılaşmış. Ayağına diken battığı için acı duyan zürafa zor durumda kalmış. Boyu uzun olduğundan bir türlü eğilerek ayağındaki dikeni çıkaramıyormuş ve cüceden yardım istemek zorunda kalmış. Cüce tereddüt etmeden zürafanın ayağındaki dikeni çıkarmış. Zürafa cüceye yaptığından çok utanmış. Sevimli Cüce’ye “Boyum uzun diye övünüyordu, ama uzun boy her zaman işi yaramıyormuş. Sen olmasaydın uzun boyumla bu dikeni çıkaramayacaktım. Beni affet.” Demiş. Zürafa bu iyiliği karşılıksız bırakmak istememiş ve Sevimli Cüce’ye ağaçtaki çeşit çeşit meyvelerden koparıp getirmiş. Beraber meyveleri yemişler ve arkadaş olmuşlar. Böyleve bu güzel ormanın nüfusu bir kişi daha artmış. Ormandaki bütün hayvanlar Sevimli Cüce’yi çok sevmişler. Bu ormanda artık hiç kimse bir birlerinin özellikleri ile alay etmemiş.

11/14 Yaş Grubu Birincisi Öğrenci Adı Soyadı : Ümmügülsüm Ertekin Okul Adı : Ankara Faik Hızıroglu Ortaokulu – 8/C Mimar sinan mah. Gazel cad No:55 Pursaklar/ANKARA Yaşı : 14 Okuduğu /Etkilendiği Kitap ve Yazarının Adı: Küçük Ahmet – Fadiş/Gülten Dayıoğlu

Anadolumuzun ücra köşelerindeki bir köyde yaşayan Ahmet sekiz yaşındaydı. Annesi babası ve birde ablasıyla yaşıyordu. Toprak damlı evleri, güzel mi güzel yemyeşil bir bahçeleri vardı. Ahmet her sabah kalkar, penceresini açar, o sonsuz yemyeşil ağaçları kırları izlerdi. Köyünün tertemiz mis gibi kokan havasını taa çiğerlerine dek çekerdi. Annesi kalkar, bahçeden odun getirip sobayı yakar, çaydanlığı üzerine koyar ve ahıra inekleri sağmaya inerdi. Çay suyu kaynayana kadar annesi ahırdaki işlerini bitirir ve çayı demlerdi. Sonra ablasını kaldırırı kahvaltı yaparlardı. Annesi “haydi Ahmet hazırlan tarlaya gidiyoruz” derdi.

Azıklarını alıp tarlaya gittiler. Gün batımına dek çalıştılar. Sonra eve döndüler. Ahmet çok çalışmaktan yorgun düşmüştü. Odasına geçip pencereden dışarıyı seyrederken annesi ile babası da bahçede oturmuş sohbet ediyorlardı. Ahmet istemeden de olsa sohpetlerine kulak misafiri oldu. Ahmet’in babası Ali bey annesi Emine hanıma diyor ki “hanım biraz borçlarımız var elimiz sıkışık ben gurbete çıkıp biraz çalışıp para kazanayım sen nasıl olsa buranın işini yapar çocuklara bakarsın” bunu duyan Ahmet’in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Babasının gideceğine çok üzülmüştü. Babasız günler nasıl geçecekti. Ahmet babasından şimdiye dek hiç ayrılmamıştı ki. Bunları düşünürken Ahmet derin bir uykuya daldı. Uyandığında gün ağırmıştı hep birlikte sofraya oturdular. Kahvaltı yaparken Ali bey konuyu açtı. “Oglum Ahmet ve kızım Ayşe. Ben kararımı verdim.Biraz İstanbul’a gidip orada çalışacağım. Ben yokken annenizi üzmeyin, sözünden de çıkmayın.” dedi. Ahmet üzgün bir yüz ifadesiyle:”Babacığım ben senin hiçbir yere gitmeni istemiyorum.” dedi. Babası da: “bende biliyorum” istemiyorsun ama buna ihtiyacımız var. Şimdi yüzünü asmada bugünün tadını çıkaralım. Gel seninle kırlarda koşup oynayalım. Derede gemi yüzdürelim. Top oymayalım” dedi. Ahmet buna çok sevindi ve hemen gülümsedi. Akşam eve döndüler. Hepsi de çok yorulmuştu. Emine hanım ve Ali bey çocuklarını yatırdılar. İyi geceler deyip odalarından çıktılar. Ahmet bir süre yatakta bir o yana bir bu yana dönüp durdu. Bir türlü uyku tutmuyordu. Hep babasını düşünüydu içi sızlıyordu. Derken sabah olmuştu. Ahmet günün ağırdığını görünce hemen yatağından fırlayıp babasına bakmaya gitti. Babası da yeni uyanmış elini yüzünü yıkıyordu. Babası: “ Oğlun uyandınmı?” dedi. Ahmet’de : “Evet babacığım. Ben de seni gitti zannettim.” Babası: “Oğlum, paşam ben seni öpmeden hiç gidermiyim.” Dedi. Ve başının okşadı. Ali Bey’in arkadaşı Mehmet Bey minibüsün kornasını çalarak kapının önünde durdu. Ali Bey eşi Emine Hanım ve kızına sarılıp Ahmet’e döndü: “Oğlum ben gelene kadar bu evin erkeği sensin. Anneni üzme ve dediklerini yap. Gözüm arkada kalmayacak. Çünkü sen varsın.” Deyip kapıdan çıktı, minibüse bindi. Ahmet minibüsün arkasından bakakalmıştı. Annesi ve ablası onu teselli edip içerı götürdüler.

Emine Hanım işlerini bitirip tarlanın yolunun tuttu. Çocuklarına da iyice tembih etip:”Canım yavrularım ben gelene kadar hiçbir yere gitmeyin. Acıkınca dolaptaki yemeği çıkarıp yiyin. Sonra da bahçemizde oynayın.” Dedi ve gitti. Çocuklar bahçede oyuna dalmışlardı. Bu arada hava iyiçe kararıp yağmur bulutları toplanmıştı.. Bunu gören ablası hemen Ahmet’e “Ablacığım yağmur yağacak şimdi içeri girelim.” der demez yağmur şarıl şarıl, bardaktan boşalırcasına yağmaya başladı. Ahmet: Ablacığım kilimleri toplayalım. Şimdi ev akacak dedi. Arkasından her yer akmaya başladı. Bir o yana bir bu yana koşturuyor ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Korku dolu gözlerle Ahmet ağlamaya başladı. Ablası: Canım benim ağlama. Korkacak bir şey yok. Ben yanındayım. Annem birazdan gelir: dedi. Her yer akmıştı ve ev toprak olduğu için yerler sular içindeydi. Ablası Ahmet’ten hemen kovayı istedi. Kendisi de bir sünger ve küçük kab buldu. Hemen birlikte yerlerdeki suyu kovaya doldurmaya başladılar. Doldurup doldurup dışarıya döküyorlardı. Yağmur dinmiş evin içindeki suyun hepsini dökmüşlerdi. Ama her taraf çamur olmuştu.

Dışarıdan annesinin sesi duyuldu. Ahmet hemen dışarıya fırlayıp annesinin boynuna atladı. “Anneciğim çok korktum. Sen neden geç kaldın.” dedi. Anneside: işimi ancak bitirdim. Korkacak bir şey yok yavrum. Bak ben yanındayım.” dedi. Aylar sonra babası gurbetten dönmüş, borçlarını kapatmışlardı.

Ahmet bu zorlukları hiçbir zaman unutmamış anne ve babasına bir söz vermişti. Okuyup büyük adam olacaktı. Ailesini rahat ettirip ellerini sıcak sudan soğuk suya vurdurtmayacaktı. Ve sözünde de durdu. Yıllar sonra Ahmet okuyup büyük bir doktor olmuştu.

11/14 Yaş Grubu İkincisi Öğrenci Adı Soyadı : Beyzanur Durak Erbaa/TOKAT Okul Adı : Evyaba İ.Ö:O – 7/A Sınıfı Yaşı : 13 Okuduğu/Etkilendiği Kitap ve Yazarının Adı: Çiçek Yarışması

Vaktiyle ülkelerin birinde çok güzel çiçekler yetiştiren Çiçekçi Baba adında biri varmış. Bu çiçekci baba öyle güzel çiçekler yetiştirmiş ki;

Bu çiçeklere bir bakan bir daha bakarmış. Kimse çiçekci babanın çiçekleri gibi çiçekleri yetiştiremezmiş. Bu ülkede her yıl çiçek yarışması olurmuş.

Herkes en güzel çiçeklerini bu yarışmaya getirirmiş. Tabi en güzel çiçekler Çiçekçi Baba’nın olduğu için yarışmaları hep o kazanırmış.

Çiçekçi Baba’nın bir de kızı varmış. Bu kız öyle güzelmiş ki;

Ülkede bundan güzel kız yokmuş. Çiçekçi Baba çiçekleri çok sevdiği için kızının adını Lale koymuş. Lale’yi her akşam biri istemeye gelirmiş. Ama çiçekçi baba çok inatcıymış. Kızını kimseye vermezmiş.

Çiçekçi baba yanına, bir çıkar ararmış. Birgün Emre adında bir genç çiçekçi baba’nın yanına gelmiş. Çiçekçi baba çıkar aradığınızı duydum. Sizin çırağınız ben olabilirmiyim demiş. Çiçekçi baba kabul etmiş Emre’yi çırağı yapmış. Çiçekçi baba ve Emre çok güzel çiçekler yetiştiririmiş.

Emre Çiçekçi Baba’nın kızını görmüş, kıza ilk görüşte aşık olmuş. Çiçekçi baba çiçeklerin tohumunu gübresini nasıl yapılacağını kimseye demezmiş. Bu formülü kimseler bilmezmiş.

Çiçekçi baba bu sırrını Emre’ye bile söylememiş. Her zaman olduğu gibi bir akşamda Lale’yi istemeye gelmişler, ama çiçekçi baba lale’yi yine kimseye vermemiş.

Çiçekçi baba’nın komşusu Emine teyze onun yanına gitmiş. Neden kimseye vermiyorsun demiş. Kız senin yüzünden evde kalacak demiş.

Çiçekçi baba, haklısın Emine bir yarışma düzenleyeceğim. En güzel çiçeği kim getirirse Lale’yi ona vereceğim demiş. Bütün gençler en güzel çiçeği yetiştirmeye başlamış. Emre’de bu yarışmaya katılmış ama çiçekçi babanın çiçekleri kadar güzel çiçekler yetiştirememiş.

Lale yarışmaya Emre’nin de katılacağını duyunca hemen Emre’nin yanına gelmiş. Babasının yetiştirdiği çiçeklerinin formülünü Emre’ye vermiş.

Yarışma günü gelmiş çatmış. Herkes birbirinden güzel çiçeklerle yarışmaya gelmişler. Çiçekçi Baba bütün çiçeklere bakmış en güzek çiçek Emre’ninmiş.

Çiçekçi Baba kızını Emre’ye vermiş.Emre ve Lale evlenip mutlu mesut yaşamışlar.

11/14 Yaş Grubu Üçüncüsü Öğrenci Adı Soyadı : Ece Çavdar Okul Adı : Karlı TOBB Ortaokulu / 5 A Sınıfı Sinop Gerze Karlı Köyü Yaşı : 11 Okuduğu/Etkilendiği Kitap ve Yazarının Adı: Savaş Yılları

Aylardan Kasım’dı. Kurtuluş Savaşı devam etmekteydi. Askerler aç susuz savaşıyor, ülkemiz topraklarına sahip çıkmaya çalışıyordu. Halk askerlik çağına gelmiş cocuklarını askere göndermeye çekinmekle birlikte, bu toprakların başka türlü elde edilemeyeceğini bildikleri için evlatlarını askere gönderiyorlardı. Ahmet ile kardeşi Hasan da askere gidecekler arasındaydı. Onlar çok zor şartlar altında büyümüş iki kardeştiler. Aralarında üç yaş bulunmasına rağmen çok iyi anlaşıyorlardı. Fakir bir hayat sürdürmekle beraber aileleriyle birlikte mutlu ve huzurlu bir hayat sürdürmekteydiler. Mutlulukları yabancı devletlerin Türklere savaş açması ile dalgalanmaya başladı. Mustafa Kemal mitingleri düzenleyerek büyük küçük herkesi savaşa çağırıyordu. İki kardeşte bunlar arasındaydı. Annesi iki oğlundan ayrılacağı için çok üzülüyordu. Ama bir yandan da içinde buruk bir sevinç vardı. Çünkü evlatlarını vatanı koruması için gönderiyordu. Onun için de gururu duyuyordu. Ahmet ile Hasan ‘ın askere gitme günü gelmişti. Annesi onlar için yolluk hazırladı, ağlayarak uğurladı.
İki kardeş ve diğerleri yola koyuldular. Yolculukta zaman ilerledikçe onlar işin ciddiyetini iyice anlamaktaydılar. Zor hava şartları onlar için olumsuzluklar yaratsa da vatan sevgisi üstün basıyordu. Onları hiçbir güç yıldıramazdı. Ama artık Hasan yürüyemeyecek kadar yorulmuştu ve üşümüştü. Bir haftadan beri yoldaydılar. Ahmet’in ayağında çarıklarının olması Ahmet’I daha az yıpratmıştı. Hasan’ın ise ayaklarında sadece tek kat çorap vardı.Ahmet çarıklarını alması için kardeşi Hasan’a ne kadar yalvardıysa da Hasan abisine olan sevgisinden dolayı Kabul etmemişti. Ama artık Hasan soğuğa dayanamıyordu. Abisi Ahmet’in durumunun farkındaydı. Canından çok sevdiği kardeşi için acilen birşeyler yapmalıydı; fakat aklına bir şey gelmiyordu.
Gece her zamankinden daha soguk geçiyordu, yorulmuşlardı. Biraz soluklanıp ondan sonar yola devam etmek istediler. Ama birden beklenmedik bir şey oldu. Silahlar patlamaya başladı. Düşman askerlerinden bir grup Türk askerleri üzerine ateş etmeye başladılar. Zaten Türkleri takip ediyorlar onların zayıf bir anını kolluyorlardı.
Ahmet ile Hasan’ın bulunduğu asker grubunun içine hain asker sızmış, bütün olup biteni düşman askerlerine rapor ediyor, tüm planları düşmana iletiyordu. Kendini askerlerin arasında çok iyi gizliyor, him kimse de ondan şüphelenmiyordu. Askerler çok yorulduklarını ve biraz dinlenmeleri gerektiğini konuşuyorlardı.
Bunu duyan düşman yandaşı hain askeri konuşmaya kulak kabarttı ve devreye girdi. Bu bölgeyi iyi bildiğini, ileride bir ağacın altında güvende olarak dinlenebileceklerini söyledi. Askerler bu fikre sıcak baktılar. Düşman yandaşı askeri takip etmeye başladılar. Düşman yandaşı asker, onları düşman ordusuna yakın bir yere götürdü. Askerlere dinlenmeleri için bir ağaç gösterdi. Vatan haini asker etrafa su ve yiyecek için bakınacağını söyledi. Asıl amacı düşmana Türk ordusunun yerini bildirmekti. Askerler içlerinden ne kadar iyi birisi diyorlardı.
Ahmet de, yiyecek ve su bulmak için hain asker ile birlikte gitmek istedi. Hain asker buna şiddetle karşı çıktı. Çünkü Ahmet yanında gelirse planını uygulaması zorlaşacaktı. Ahmet bu askerin kendisine verdiği sert tepkilerden şüphelendi, bir şeylerin ters gideceğini tahmin etmeye başladı ama fazla üstelemedi. Çünkü hem Hasan’ı yalnız bırakmak istemiyor hem de çok yorulduğu için o gücü kendinde bulamıyordu.
Çok geçmeden düşman askerleri aniden baskın yaptı. Ahmet kardeşi Hasan’ı korumak için kendisi kurşunun önüne attı ve şehit oldu. Ölmeden önce kardeşi Hasan’a savaşmasını ve çarıklarını almasını vasiyet etti. Hasan gözyaşları arasında abisinin vasiyetini uyacağına söz verdi. Hasan elindeki silahı düşman askerlerine doğru ateşledi. Diğer askerler de Ahmet’in şehit olması üzerine düşman askerlerine saldırmaya başladı. Hain asker de düşman askerleri safında savaşıyordu. Hasan bir de ne görsün hain asker karşıdan ateş ediyordu. Hemen tanıdı. Bu olaya inanamıyordu fakat gerçekti hatta abisi Ahmet onun kurduğu komplo yüzünden şehit olmuştu. Hasan silahını hainin kafasına dayayıp ateş etti. Haini öldürdü. Bir nebze de olsa abisinin ve diğer şehit arkadaşlarının intikamını aldığını düşündü. Ortalık durulunca Hasan abisinin çarıklarını aldı ve giydi. Vatanın kurtulması için sağ kalanlarla yola devam etmeleri gerekiyordu. Hasan bunun bilincindeydi. Abisini savaşın başladığı ağacın altına gömdü ve acılar içinde yola devam etti. Hayat Hasan’dan abisi Ahmet’i almıştı, ama ona cesaretli bir yürek vermişti . Bu yürekle bütün savaşlarda başarılı olacak ve abisinin vasiyetini de gereğinden fazla yerine getirmiş olacaktı.
Hasan daha sonra diğer savaşlarda bir bacağını kaybeder ve gazi olarak evine döner. Annesi ve babası da şehit oğulları Ahmet için çok üzülmekle birlikte gazi olan oğulları Hasan’ın eve döndüğü için mutluluk duymaktaydılar. Hasan artık abisinin çarıklarını istese de giyemezdi. Çünkü savaşta bir ayağını kaybetmişti. Abisinden kalan tek hatıra olan çarıklar ise evin duvarında ona acı acı gülümsemekteydi.

 

 

11/14 Yaş Grubu Dördüncüsü Öğrenci Adı Soyadı : Yıldıray Karaca Okul Adı : Evyaba İlköğretim Okulu 7/A – 351 Erbaa / TOKAT Yaşı : 13 Okuduğu /Etkilendiği Kitap ve Yazarın Adı: Hayvan Sevgisi – Hayvan Sevgisi

Bugün günlerden Cuma idi. Sabah erken kalkıp okul üniformamı giydim güzel bir kahvaltı yapıp okula gittim. Ve ilk dersin teneffüs zili çaldı. Arkadaşım Emre bana :

– Dün hayvanat bahçesine gittik dedi. Çok güzeldi bir yılan gördüm çok büyüktü benim boyumun 2 katı kadar vardı dedi.

Babasına sormuş:

– Baba bu yılan neden bu kadar büyük demiş ?

Babası da:

– Oğlum bunun adı piton yılanı demiş. Bunlar böyle çok uzundur demiş, ama uzunlukları kadar tehlikelidirler de demiş babası.

– Peki başka ne gördün Emre ?

– İnsana benzeyen bir şey gördüm dedi, ama insandan uzundu ve kiloluydu. Ben ondan çok korktum dedi. Emre çünkü her an herşeyi yapacak gibiydi o koca cüssesiyle . Babasına sormuş.

– Baba bu ne demiş?

Babası da:

– Goril oğlum demiş Emre’ye.

Ve zil çaldı sınıfa girdik. Öğretmenimizi beklerken Emre herkese ben dün hayvanat bahçesine gittim diyordu olanları ve ne gordugunu teker teker anlatıyordu.

Ardından öğretmenimiz sınıfa girdi.

Ders Türkçeydi konu: hayvanlardı. Öğretmenimiz hayvan sevgisini anlatıyordu. Ama bazı insanlar var hayvanlara eziyet ediyorlar dedi.

Öğretmenimiz:

Peki bu sınıfta hayvanat bahçesine gidenler parmak kaldırsınlar dedi.

Başta Emre olmak üzere Erhan, Mustafa, Yunis, Amine ve Suna parmak kaldırdı ama ben gitmediğim için parmak kaldırmadım.

Öğretmenimiz:

– Bu gitmeyenler mutlaka hayvanat bahçesine gitsinler. Hyvanları görsünler dedi. Hayvanlar öyle bir şeyler ki hayvanat bahçesine gidince onları çok seveceksiniz dedi. Hatta evinize bir tane almak isteyeceksiniz dedi ve son ders zili çaldı bugün günlerden Cuma olduğu için sıra olduk. İstiklal Marşı’nı okuduk ve 2 gün tatil oldu.

Akşam babam işten eve geldiğinde,

– Baba öğretmenimiz herkes mutlaka hayvanat bahçesine gitsin dedi, dedim babama.

Babamda:

– Oğlum Pazar günü sana da bana da tatil. Pazar günü gelsin gideriz dedi, babam.

Çok mutlu olmuştum içim kıpır kıpırdı. Pazar gününü heyecanla bekliyordum. Ve gün gelip çattı. Heyecandan sabah 06:00’da kalktım. Babamla kahvaltı yaptık ve hayvanat bahçesine gittik.

Orada bir çok hayvan gördüm. Öğretmenimizin dediği gibi onları çok sevmiştim. Eve geldiğimizde babama:

– Baba bir tane sokak köpeği alalım mı dedim.

Babam da:

Aslında olur, benim aklıma gelmişti bir tane kopek almak dedi.

Ve bir tane sahipsiz köpek aldık. Adını Boncuk koyduk. Ben Boncuk’la çok iyi anlaşıyordum. Her okul çıkışı Boncuk’la oyun oynuyorduk. Çok iyi vakit geçiriyordum Boncuk’la. Ve sonunda hayvan sevgisinin ne olduğunu anladım. Ve bir köpekle hayatım değişti.

http://www.tnt.com/express/tr_tr/site/home/about_us/about_tnt_express/social_responsibility/iste_benim_oykum.html